Can Dündar, Demirören’in Erdoğan talimatını açıkladı

Can Dündar, Yıldırım Demirören’in Milliyet’i satın aldıktan sonra Erdoğan aleyhinde yazı yazılmaması için talimat verdiğini açıkladı.

Gazeteci Can Dündar, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in yayınladığı 9. videoda yer alan iddiaları değerlendirdi. Peker’in videoda Demirören ile ilgili Ziraat Bankası’ndan aldığı 750 milyon dolarlık krediyi ödememe iddiasına ilişkin Dündar, Demirören’in Milliyet’i aldığı dönem aralarında geçen bir konuşmayı aktardı. Dündar, “Demirören gazeteyi aldığında ben Milliyet’teydim. Köşe yazarlarıyla bir toplantı yaptı ve ‘ben bu günden itibaren beyefendi aleyhine bir satır yazı okumak istemiyorum’ (beyefendi dediği Erdoğan) dedi. Ben, ‘Milliyet’ten söz ediyorsunuz, kendince muhalefet görevi üstlenmiş bir gazetede nasıl olur da iktidar aleyhine bir yazı çıkmaz’ dedim. O da, ‘ben neyim varsa ona borçluyum, burada ona laf söyletmem’ dedi.” ifadelerini kullandı.

Artı TV’de Aris Nalcı ile Gündem Özel programında Dündar’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“10. videodan itibaren o pislik zincirinin en üstünde kimin oturduğuna tanık olacağız, eğer Peker daha önce susturulmazsa”

“Ben 9 videoyu da izledim. En çok etkilendiğim bu sonuncu video oldu. Verdiği isimlerin bence artık önemi kalmadı. Sınıfta bir köşeye tek ayak üzerine durmaya yolladığı isimler bir anlamda önemsizleşti. Bu videodan itibaren bütün sınıfta işlerin nasıl yürüdüğünü, çarkın nasıl döndüğünü, yolsuzluk zincirinin, ihale dağıtımına dayalı yandaş zenginleştirme soygununu, siyaset ticaret yargı medya ayağına dayanan soygun düzeninin işleyiş mekanizmasını masaya yatırdı Peker. Bize müthiş bir miras bırakıyor. İçinden geldiği pisliği, bataklığı ortaya seriyor. Onunla da kalmıyor, gelecek nesillere bunlarla baş etmek için nereleri temizlemeleri gerektiğinin ip ucunu veriyor. Diyeceksiniz ‘bunu yapmak bir mafya liderine mi düştü?’ Maalesef öyle oldu. Çünkü gerçekten içeriden gelen, sistemin nasıl işlediğini o iyi bildiği için ve çarkın nasıl döndüğünü o bildiği için öyle oldu. Şimdi biz o çarkın bir zincirinin kırıldığını görüyoruz. Tablo gözümüzde netleşiyor. Şu an bütün sistemi ortaya serdi bu video ile. Bir cümleyi önemsedim, ‘ben bu pislik silsilesinin en altındayım’ diyor. En altındaki isim bu ipuçlarını veriyorsa, biz bütün çarkı görüyoruz, nereye tırmandığını görüyoruz. Dikkat ederseniz gidiyor gidiyor bir yerde duruyor. O yer bu tabakanın en üstü. Demirören’ler, Soylu’lar, Ağar’lar çarkın dönmesini sağlayan dişliler. Ama bu zincirin bir sahibi ve ilk halkası var. Onu sona saklıyor ve tersine kollar gibi yapıyor. Sanıyorum 10. videodan itibaren o pislik zincirinin en üstünde kimin oturduğuna doğru yürüdüğüne tanık olacağız, eğer Peker daha önce susturulmazsa.

“Her ne kadar üstüne bayrak örtse de biz bütün bataklığı gördük”

Peker’in söyledikleri Türk sağının kutsal devlet tezine dayanıyor. Aslında bize verdiği her ipucu da devletin nasıl kutsal olmadığı. Nasıl bir çıkar şebekesine dönüştüğünün ipuçları. Bütün anlattıklarında bir kutsaliyet görmüyorum. Kutsanacak bir kurum yok, temizlenmesi gereken pisliğe batmış kurumlar var. Her ne kadar üstüne bayrak örtse de biz bütün bataklığı gördük. O yüzden ister versin ister vermesin silahları Suriye’ye kimin gönderdiğini, ihaleleri dağıtanların devlet içerisinde nerelerde kümelendiğini, Kıbrıs’a gazeteci öldürmeye devletin hangi kurumları görevlendirdiğini biz gördük. Biz devleti çırılçıplak gördük Peker’in anlattıklarıyla.

“Demirören gazeteyi aldığında ‘ben bu günden itibaren beyefendi aleyhine bir satır yazı okumak istemiyorum’ dedi”

Burada kişileri suçluyor ama mesela Demirören. Demirören aldığı krediyi geri ödememiş. Burada elbette bir çok iş insanı için bir sırtlan durumu var. Kan kokusu alıp üşüştüler o gerçek. Ama şu da var; bütün bu insanlar görevlendirdi, o iş onlara ihale edildi. Bunun karşılığında aslında ‘kredileri geri ödemenize gerek yok’ dendi. 17-25 tapelerinden biliyoruz. O kayıtları tekrar okursanız bütün bu pazarlıkların daha önce Kolin ve Cengiz’le yapıldığını göreceksiniz. Sabah ve ATV’nin alınması için iş insanlarının kendi arlarında konuşmaları var. ‘Erdoğan’ın yanına gittim canıma okudu’ diyor. Niye? Sabah ve ATV’yi almaya yanaşmadılar diye. Sonra Binali giriyor işin içine. İddianameye Binali Yıldırım örgüt lideri olarak giriyor. Bu insanlar bir şekilde mecbur bırakılıyorlar Sabah, ATV, A Haber’i satın almaya. Demirören de onlardan biri. Sonradan ağladığı videosunda ‘nereden girdim ben bu işe’ diyor. Çünkü tayin edildi Demirören. Demirören gazeteyi aldığında ben Milliyet’teydim. Köşe yazarlarıyla bir toplantı yaptı ve ‘ben bu günden itibaren beyefendi aleyhine bir satır yazı okumak istemiyorum’ (beyefendi dediği Erdoğan) dedi. Ben, ‘Milliyet’ten söz ediyorsunuz, kendince muhalefet görevi üstlenmiş bir gazetede nasıl olur da iktidar aleyhine bir yazı çıkmaz’ dedim. O da, ‘ben neyim varsa ona borçluyum, burada ona laf söyletmem’ dedi. Ne oldu sonunda? Gezi geldi ve biz, Hasan Cemal ile ikimiz kapının önünde bulduk kendimiz. Milliyet’te bugün olan Milliyet’e dönüştü. Bu insanlar tayin ile geldi. Peker’in bahsettiği kredinin ödenmesinin zaten gereği yoktu. Zincirin birinci halkasını atlamamak lazım. Burada bütün oyun kurucu Erdoğan’dır, Peker’in adım adım verdiği her örnek onu işaret ediyor. Soylu’nun haklı olduğu bir nokta varsa o da şu; ‘ben burada küçük hedefim asıl hedef Erdoğan’ diyor. Doğru, asıl oyun kurucu o.”