Kobane Davası: ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ demenin cezası

Kobane Davası’na ilişkin konuşan Urfa Barosu Başkanı Abdullah Öncel “Demirtaş’ın ‘seni başkan yaptırmayacağız’ söyleminin halkta ciddi karşılık bulmasının cezasını çektirmeye yönelik olarak değerlendiriyorum” ifadelerini kullandı.

HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu 28’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobane Davası bugün başlarken, baro başkanları değerlendirmelerde bulundu.

MA’dan Zemo Ağgöz’e konuşan Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, “Kürt siyasetçilere yönelik Cumhuriyet tarihi boyunca bu ve benzeri davalar olmuştur” derken, Urfa Barosu Başkanı Abdullah Öncel ise “Demirtaş’ın ‘seni başkan yaptırmayacağız’ söyleminin halkta ciddi karşılık bulmasının cezasını çektirmeye yönelik olarak değerlendiriyorum” ifadelerini kullandı.

“Kürt siyasetçilere yönelik Cumhuriyet tarihi boyunca bu ve benzeri davalar olmuştur”

Dava kapsamında tutuklu yargılanan Selahattin Demirtaş ve Ayla Akat Ata’nın aynı zamanda Diyarbakır Barosu üyesi olduğunu kaydeden Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren şunları söyledi:

“Hatırlanacağı üzere Selahattin Demirtaş’ın daha önce tutuklu yargılandığı dosyadan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ihlal kararı vermiş, bu karar Büyük Daire tarafından onanmış ve ihlal kararında Demirtaş’ın derhal tahliye edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak söz konusu karardan sonra siyasi iktidar temsilcilerinin söylemleri, yeni bir soruşturma/davanın habercisi gibiydi ve hemen başka bir soruşturma dosyası üzerinden şüpheli kapsamı da genişletilerek Demirtaş hakkında yeni bir tutuklama kararı verildi. Oysa soruşturma yeni değildi çok daha önceden var olan, soruşturmaya konu ve iddianameye yansıyan olguların Demirtaş’ın zaten tutuklu olarak yargılandığı dosyadaki iddianameye yansıtılmış olduğu da herkesin malumudur.”

Kobane Davası’nın, iktidarın muhalefeti yargı üzerinden dizayn etme gayesinin en tipik örneği olduğunu vurgulayan Eren, “Yıllar sonra Kobane olayları üzerinden bir parti kriminalize edilmek isteniyor ve bu durumun açılan kapatma davasından bağımsız olduğunu da söyleyemeyiz. Maalesef Kürtlere ve Kürt siyasetçilere yönelik Cumhuriyet tarihi boyunca bu ve benzeri davalar hep var olmuştur. Bu dava da, Şeyh Sait ve Seyit Rıza yargılaması, 49’lar davası, 2007 yılında seçilmişlere yönelik davaların devamı niteliğindedir. O davalarda amaçlanan ne idiyse bugün de aynı niyetle bu davaların açıldığını çok iyi biliyoruz. Bir kez daha bu dava, iktidarın Kürt meselesinin çözümünü öteleme, yargıyı siyasal meselelerde araçsallaştırılma ve güvenlik politikaları ile çözümsüzlükte ısrar niyetini göstermektedir” dedi.

“Komplo davası olduğu açıkça ortada”

Davaya dair hazırlanan iddianamenin yasalara dayalı olmadığına dikkati çeken Hakkari Barosu Başkanı Ergün Canan şunları söyledi:

“Hukuk dışı ve kurgudan ibaret. Ama ne yazık ki Türkiye’de yargılamanın objektif mahkemelerce etkin soruşturmalar yürütülmediğinden bu dava için de çok umudumuz yok. Mahkemeler çok da delillere dayalı kararlar vermiyor, tam bağımsız değil. Siyasal iktidarın etkisi altında olan bir yargı var. Bir komplo davası olduğu açıkça ortada. Dünya izliyor, Türkiye izliyor. Tarihi bir dava diyebilirim. Ses getirecek bir dava, yargıçlar bu davanın ağırlığını kaldırabilecek mi? Gerçekten var olan deliller mi değerlendirilecek yoksa siyasal iktidarın yanlı görüşü ve ideolojisi dikkate alınarak mı bir yargılama yoluna gidilecek? Doğrusu kestiremiyoruz.”

“Seni başkan yaptırmayacağız’ demeni cezası

Urfa Barosu Başkanı Abdullah Öncel ise, davayla ilgili şunları söyledi:

“Dava, Demirtaş’ın ilk gözaltına alınışı, tutuklanışı, yerel mahkemelerin sürekli tutuklamayı devam ettirmesi ve AİHM kararının uygulanmamasından sonra başka bir boyuta evirildi. Ancak davanın, iddiaların temellerinin olmadığını, sırf iç kamuoyu ve dış kamuoyuna mesaj vermek amacıyla ve Demirtaş’ın ‘seni başkan yaptırmayacağız’ söyleminin halkta ciddi karşılık bulmasının cezasını çektirmeye yönelik olarak değerlendiriyorum. Tamamen siyasi bir dava, bu dava siyasal iktidarın yargı üzerindeki etkisinin, baskısının zirvesi. Eğer ki yargı burada siyasal iktidarın etkisinde kalmadan karar verebilirse ki öyle umuyorum o zaman Türkiye’deki adalet anlayışı farklı bir yöne evirilecek. Bu dava tarihi bir öneme sahip. Siyasal iktidarın söylemlerini gerçekleştirip gerçekleştirilmeyeceğini hep birlikte yargılama sonunda göreceğiz.”