Metin Göktepe 53 yaşında

Polisler tarafından gözaltında katledilen Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe’nin 53. doğum günü…

8 Ocak 1996 yılında, haber takibi için gittiği İstanbul Alibeyköy’de polisler tarafından gözaltına alınan ve dövülerek katledilen Gazeteci Metin Göktepe’nin 53. yaşı meslektaşları ve sevenleri tarafından kutlanıyor.

“Mutlaka ben izlemeliyim”

Gazeteciliğe 1992 yılında Gerçek Dergisi’nde başlayan Göktepe, 1995 yılında Evrensel Gazetesi’nde muhabirlik yapmaya başladı. 8 Ocak 1996 tarihinde, “Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar” diyerek, Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen tutukluların cenazesini izlemeye Alibeyköy’e gitti. Polisler, ‘Sarı Basın Kartı’ olmadığı gerekçesiyle Metin Göktepe’yi ilçeye sokmadı ve haberi izlemekte ısrarcı davrandığı için yüzlerce kişiyle birlikte gözaltına alıp Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürdü.

28 yaşındaydı

Gözaltında polisler tarafından dövülerek katledilen Göktepe, hayatını kaybettiğinde 28 yaşındaydı.

Anma mesajları

Dava süreci

  • 11 Ocak 1996: Vedat Korkmaz’ın şikayet dilekçesi ve Metin’le ilgili Adli Tıp otopsi tutanağı Valilik tarafından idari soruşturma yapılması için Polis Başmüfettişi Yaşar Gökışık’a gönderildi.
  • 13 Ocak 1996: TGC Başkanı Nail Güreli’yi ziyaret eden ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Göktepe’nin ölümüne ilişkin resmi makamların yaptıkları açıklamaların tatmin edici olmadığını söyledi ve olayın takipçisi olacaklarını ifade etti.
  • 15 Ocak 1996: Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, “görevsizlik kararı” ile Memurun Muhakematı Hakkında Muakkat Kanun hükümleri gereği haklarında soruşturma yapılan polislerin atılı suçu idari görevlerini ifa ederken işledikleri gerekçesi ile soruşturma dosyasını Eyüp Kaymakamlığı’na gönderdi. Eyüp Kaymakamlığı da dosyayı İstanbul Valiliği’ne gönderdi.
  • 16 Ocak 1996: İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı, raporunu açıkladı. Raporda, “Metin Göktepe gözaltına alınmış, gözaltında polis tarafından öldürülmüştür” denildi. Metin’in meslektaşları olan genç gazeteciler, Metin gözaltına alındığı ve öldürüldüğü günden itibaren, duruşmaları izlerken atacakları “İnadına hepimiz birer Metin’iz” sloganının gereğini yapmaya başladı.Göktepe ailesinin, gazetecilerin, avukatların ve Metin’in gazetesi Evrensel’in ısrarlı çabalarıyla İçişleri Bakanlığı soruşturma başlatmak zorunda kaldı.
  • 19 Ocak 1996: Bir grup gazeteciyi Çankaya Köşkü’nde kabul eden Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Cinayeti polis işlemiştir tabirini beğenmiyorum. Hadiseleri kendi sınırları içinde mütalaa etmeliyiz. Münferit hadiselerden netice çıkarırken, devleti yargılamayalım. Yargılanacak olan suçu kim işlemişse odur. Polis teşkilatını yargılamamız yanlıştır. Ama üstünde polis üniforması olan A veya B şahsı işlemişse, yakasına yapışırız. Cinayet örtbas edilemez” dedi. Aynı gün Evrensel gazetesinin Ankara bürosunu ziyaret eden DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Metin’in öldürülmesinin demokrasi ayıbı olduğunu söyleyerek, DSP olarak olayın aydınlatılması için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti.
  • 22 Ocak 1996: Başbakan Tansu Çiller, Göktepe’nin duvardan düşmediğini, gözaltına alındığını açıkladı.
  • 7 Şubat 1996: İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin soruşturması sonuçlandı. Müfettişler tarafından hazırlanan 38 sayfalık fezlekede 49 polisin yargılanması istendi.
  • 5 Temmuz 1996: Adalet Bakanlığının talebi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin, İstanbul’da güvenlik sağlanamayacağı gerekçesi ile davanın Aydın’a nakline karar verdi.
  • 4 Kasım 1996: Aydın’daki duruşmadan bir süre sonra Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı ile Aydın Valiliği’nin isteği üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi, davanın Afyon’a naklini kararlaştırdı. Ancak davanın İstanbul’dan uzaklaştırılması, davaya olan ilgiyi azaltmadı. Tam tersine ısrarlı takipçilerin sayısı her duruşmada biraz daha arttı. “Dava nerede biz oradayız” diyen binlerce kişi bir çok ilden otobüslerle duruşmaların görüldüğü Afyon’a geldi. Hatta hemen her duruşma yurtdışından gelen delegasyonlar tarafından da izlendi. Afyon’a taşınan Göktepe Davası, 28 Eylül 2000’de beş polis memuruna “kastı aşan insan öldürmek” ve “faili belli olmayacak şekilde insan öldürmek” suçlarından verilen yedişer yıl altışar ay hapis cezasının onanmasıyla bitti. Bir polis memuru ise Yargıtay’ın kararı bozmasından sonra 20 ay hapis ve beş ay kamu hizmetlerden uzaklaştırma cezası aldı. Mahkum polislerin cezalarının tamamlamalarına 19 Aralık 2000’de yürürlüğe giren Şartlı Tahliye ve Ceza Erteleme Yasası engel oldu.